17 yaşımda, beş buçuk saatte su böreği yaptım

 

17-yasimda-bes-bucuk-saatte-su-boregi-yaptimBiz Demet Akbağ’ı yılların tiyatrocusu olarak tanırken, bir gıda markasının yüzü olduktan sonra yemek kültürüne olan merakını da öğrendik. Çok iyi yemek pişiren babaannesiyle aynı evde büyüyen sanatçı, “Bizim evimizde her zaman ‘tam tetematıyla’ bir yemek düzeni vardı, şimdi herkes tepsisini alıp odasında yiyor,” diyor

Oyuncu Demet Akbağ’ın mutfağına, daha doğrusu mutfaklarına girdiğimizde, yemek kültürünün çok önemli olduğu bir ailenin evinde olduğumuzu hemen anlıyoruz. Mutfakları derken şaka yapmıyoruz çünkü Akbağ’ın eşi Zafer Çika için yemek mevzuu o kadar önemli ki, kendi pişereceği yemekler için daha iyi bir ocağın olduğu ayrı bir mutfak oluşturmuş evlerini yaptırırken. Demet Akbağ’ın mutfak merakı ise babaannesinden geliyor. Çocukluk yıllarında babaannesiyle aynı evde büyüyen ve şimdilerde Bizim Mutfak’ın yüzü olarak karşımıza çıkan Akbağ, bize babaannesini, onun yemeklerini ve anılarını anlattı. Reklamlarda kullandığı ‘tetematıyla’ sözü de meğer babaannesinden kalmaymış…

– Babaanneniz herhalde iyi bir aşçıydı…
– Müthiş bir aşçıydı. Ben de çok severim misafirime kendim yemek yapmayı, mutfağa girmeyi…

– Nerelisiniz siz?
– Babaannem Giritli. Dedem İstanbullu fakat iş icabı bir dönem Denizli’de yaşamışlar ve babamla annem orada evlenmiş. Ben iki yaşıma gelene kadar Denizli’deymişiz. Dedemin ölümüyle hep beraber İstanbul’a geliyoruz.

– Babaannenizle aynı evde yaşadınız mı hiç?
– 14 sene filan. Bizim evimizde, reklamda da söylediğim gibi ‘tam tetematıyla’ bir yemek düzeni vardı hep. Akşam evin erkeği geldiği zaman, zeytinyağlısından tatlısına kadar her şeyin tam olduğu bir sofra kurulurdu. Kimse eline tepsisini alıp bir odada yemezdi. Şimdiki adet öyle biliyorsunuz. Biz öyle bir yemek kültürünün içinde büyüdük. Bizim evimizde keşkek de pişerdi, uykuluk da, boyun etinden düğün çorbası da… Ben de hepsini bilirim. Tam Osmanlı mutfağıydı babaannemin uzmanlık alanı.

– Başka neler pişirirdi babaanneniz?
– Şöyle söyleyeyim, annemle babamın düğün pastasını bile babaannem yapmış. Yedi katlı. Ailenin gelinleri de babaannemden el almışlar. Amcamın eşi İsmet Yengem, gelinlerin içinde bu işin profesörüdür. 85 yaşına geldi, hâlâ bayramda tatlısını kendi yapar. Babaannem, yengem, halam ve annem. Bu dört kadının eli aynıdır. Hatta en acemisi annemdir. Çünkü babaannem çok uzun süre bizimle yaşadığı için, evde yemek ondan sorulurdu. Biz küçükken, yemeklerin bizde rengi vardı. ‘Babaannemin rengi gibi pırasa pişirmiş,’ derdik mesela. Zeytinyağlı pırasaya domates konmaz ya. Biz kardeşim Sedef’le birinin evinde görmüşüz, ‘Anne kırmızı pırasa var burada, ne demek bu?’ diye şaşırmışız mesela.

– Var mı böyle başka usül farkı?
– Var tabii. Babaannem, erkek kardeşiyle yemek konusunda sürekli didişirdi mesela. Çünkü o ona ‘Buna bu konur,’; diğeri ona ‘Bu ölçüyle yapılmaz,’ der… Biz bununla çok eğlenirdik. Mesela büyük dayımız çok şahane reçel yapardı. Babaannem derdi ki ‘Ona o kadar az şeker konmaz,’; büyük dayı derdi ki ‘Çok şeker koyarsan sonradan şekerlenir…’ Biz bu tartışmaların içinde büyüdük. Ve bu tartışmaların içinden Sedef (İybar) çıktı aileden, yemekten anlayan, uzman. Sedef’in boyu mutfak tezgahına yetmezdi, ‘Keke kaç yumurta kırdın babaanne?’ derdi. Ve o merak onda öyle devam etti. Şimdi yemek kitabı bile var… – Siz? – Ben de evin düzenden sorumlu kızı. Sedef, yemeğin her aşamasında ayrı bir kap kirletir, ben onları yıkarım. Ben bulaşık yıkarken öğrendim yemek yapmayı. Sedef’in kek yapması demek, Demet’in bulaşık yıkaması demek. Benim yemeklerim geç pişer. Çünkü rende mi kullanıyorum, hemen onu yıkayıp kaldırıyorum filan. Sonradan ben de alıştım ama o düzene. Önce mutfağı sonuna kadar kirletip, arkasından toparlıyorum. Bizler çalışan insanlarız sonuçta. Her ne kadar babaannem kadar mutfağın içinde vakit geçirmesek de, damak zevki insanı eğitiyor. O kültürde büyüyünce… Mesela biz, babaannemin yaptığı aşure dışında aşure yemezdik. Sedef’in bir de şöyle bir illeti vardı, soğan kokan evde yemek yemezdi.

– Babaanneniz size öğretiyor muydu bir taraftan?
– Hayır. Babaannem annemlere öğretirdi. Annemler, tıpkı benim Sedef’in yanında çalıştığım gibi babaannemin yanında çalışarak öğrendi. Biz de annemlerden öğrendik. Sonra Sedef’in mutfakla ilişkisi biraz daha ayyuka çıkınca, dünya mutfağına filan da girdi ve bir süre sonra benim öğretmenim de Sedef oldu. Şimdi ben biraz şık bir şeyler yapacak olduğumda Sedef’e sorarım. Ama elimiz lezzetlidir. Mesela ben de ölçüyü pek sevmem. Tuz, şeker, baharat keyfekeder şeylerdir zaten.


 

İstanbul’ da gidemiyorum ama İzmir’de her hafta pazardayımNerelerden alışveriş yapıyorsunuz
– Nerelerden alışveriş yapıyorsunuz?
– Bahçeköy’de pazarımız var. Ben pazara gitmeyi severim ama itiraf edeyim, burada gitmiyorum. Fakat Çeşme’de mutlaka her cumartesi Alaçatı pazarına giderim. Burada hem vakit olmuyor hem de rahat edemiyorum çok. Şapka-gözlük çıkınca da tuhaf kaçıyor. İzmir’de benim oralı olduğumu biliyorlar ve çok alıştılar artık, ‘Günaydın Demet Hanım’ diyorlar sadece. Ama şunu söyleyeyim, mutfak alışverişi her kadının idareli olması gereken bir iş. Alıyor başını gidiyor sonra. Ben de her kadın gibi, aynı kalitedeki ürün nerede ucuzsa oradan almayı tercih ediyorum. Ama ucuz alacağım diye de sebzenin kötüsünü almam. Marketle pazar karışımı oluyor benim alışverişlerim. Mesela İzmir’de pazarın içinde bir peynirci var ki, yufka, peynir ve cevizi sadece oradan alırım. Eti, balığı ve şarküteriyi ise Zafer alır bizde.

– Sipesiyaliteleriniz var mı?
– Enginar yaparım çok güzel. Enginarlı pilav yaparım. Bir kere bütün sebze yemeklerini ve İzmir otlarını çok severim ve güzel yaparım. Mesela dün bir semizotu yemeği yaptım, bir kaşık zeytinyağıyla. İçine bulgur koydum bir çay bardağı, bol soğan, domates ve kırmızı çarliston biber. Rengi de şahane oldu. Diyet yemeğimdi. Ekşili bamya yaparız yazın, kocamın en sevdiği yemektir. Eğer protokol bir misafir gelecekse de biraz kitaplardan faydalanıyorum.

Barbunyaya tatlı muamelesi!
– Hangi yemekleri çok seversiniz?
– Hamur işlerini. Ne kadar tok olursam olayım, fırından çıkmış bir böreğe dayanamam. Güzel pilav pişiririm. Yaratıcı şeyler katarım pilava. Makarna sosları denerim. Her türlü zeytinyağlıyı çok severim ve yaparım. Ama bizim evimizde et ve balık yemekleri misafire, benden çok eşim Zafer tarafından yapılır. O da damak zevki çok gelişmiş biridir. İzmirli onlar. Kayınvalidem çok güzel yemek yapar. Hatta şöyle bir anımız var. İzmirliler zeytinyağlıya şeker koymayı sevmez. Ben ilk barbunya fasulyesi pişirdiğim gün Zafer, ‘Ay ne kadar güzel bir barbunya tatlısı yapmışsın, kahveyle bir porsiyon alırım,’ dedi. Onlar en fazla bir ya da iki şeker koyuyor. Ben güzel olmayacağını iddia ettim. Ama yedim, onların o suyundan mı, sebzesinden mi, domatesinden mi bilmiyorum, benim koyduğumun onda 1′i kadar şeker koyduğu halde çok lezzetli bir zeytinyağlı barbunya oldu. Ve sonra bizim evde zeytinyağlılara konulan şeker yarı yarıya azaldı. Şimdi bir İstanbullunun evinde zeytinyağlı yediğimde bana da şekerli geliyor. Ama hâlâ zeytinyağlı dolma yaparken, elimde olmadan, bol soğanlı ve bol şekerli yapıyorum.

– Babaanneniz öyle mi yapardı?
– Evet. Bir kilo pirince bir kilo soğan koyardı. Bakır tencerede yapardı, kavururdu içini. O tencerenin kapağına inci gibi dizerdi haşlanmış yaprakları. O manzara dün gibi gözümün önünde. O tencerenin dibinde kalan yarı pişmiş diri pirinci de kaşıklardım ben, çok hoşuma giderdi.

– Yaptığınız çok zor bir yemek var mı?
– 17 yaşımda Çerkez bir hanımdan su böreği öğrenmiştim. Sedef’e de hava atacağım ya… Annemlere bir pazar günü, ‘Size su böreği yapacağım,’ dedim. Yaklaşık beş buçuk saatimi aldı. Yani güzel yaptım ama, yiyemeyecek kadar yoruldum. O oldu, bir daha da yapmadım!

GÖREN DE OSMANLI SARAYI SANIR
– Babaannenizle ilgili anılar var mıdır?
– Tabii. Elinde kar gibi mutfak bezi olmadan ve önlük takmadan mutfağa girmezdi. ‘Kadın dediğin yemeğini sabahtan yapar, biz sabah kalkar 10.00′a kadar yemekleri pişirir, 10.00′da da komşuya sabah kahvesine giderdik,’ derdi. Babaannemin evinde her zaman malzeme bol olurmuş. Diyelim ki bizim evde un bittiğinde ve bize bir kilo un almamız söylendiğinde annemlere söylenir, ‘Ben Kemal Bey’e bir teneke un kala haber verirdim. Bir kilo un mu alınır,’ derdi. Gören de bizim evi hakikaten Osmanlı Sarayı sanır. Bizde kurabiyeler yapılır, teneke kutularda kaldırılırdı, misafir gelince de ikram ederdik. Bir de ‘Yemekle birlikte pişeceksin. Yemeği ocağa koyup içeri gitmeyeceksin. Harlı ateşte yemek pişmez,’ derdi babaannem.

– Şimdi Bizim Mutfak’la, ‘Bizim Mutfak’tan Sizin Mutfağa Türkiye’nin Pilavları’ çalışmasını yapıyorsunuz. Peki Bizim Mutfak’la buluşmanız nasıl oldu?
– Onlar insanların inandığı, güvendiği, bir aile hayatı olan ve insanların üzerinde olumlu etki bırakabilen ünlü bir kişi üzerinden bir karakter yaratmak için yola çıkmış. Bana geldiler. Ve Nefaset karakteri yaratıldı hep beraber. Benim de fikrim alındı. Hatta ‘tetematıyla’ lafı benim babaannemin lafıdır, ben slogan olarak onu önerdim, kabul gördü.

Biz annemize yardım ederdik
– İlk kez kaç yaşınızda yemek yaptınız?
– Hiç bilmiyorum. Sanırım savaş yıllarıydı (gülüyor). Bizler şimdiki çocuklar gibi değildik ya. Biz annemize hep yardım ederdik. Çalışıyordu benim annem. Evin temizliğini, işini gücünü de biz iki kardeş paylaşırdık aramızda. Biz ergenlik çağımızı yeni atlatırken annemle babam ayrıldı. Ve biz anneannem, annem, Sedef, ben ve en küçük kardeşim yaşamaya başladık. Dört kadındık evin içinde. Anneanneme de yardım ediyorduk.

– Anneannenizin yemekleri nasıldı?
– Babaanneminki kadar olmasa da güzeldi. Olağanüstü patlıcan kızartması yapardı. Bir de minik köfteler yapardı, cızbız. Dedemlerin yazlık evinde kocaman sofralar kurulurdu. Hepberaber giderdik. 20 kişiye filan köfteler, patatesler, patlıcanlar pişerdi. At arabalı bir amcamız vardı, kapıya gelirdi. Babaannem sorardı, ‘Arabalı geldi mi?’ diye. Çıkardık, 5 kilo patlıcan, yedi tane kavun, 10 tane karpuz…

– Böyle büyümek çok özel bir şey ama değil mi?
– Çok. Biz turfanda biliyoruz ya. Biz domatesi patlıcanı yazın görürdük. Çileğin bir özelliği vardı. O ‘arabalı’ kapıya gelince çiğ sebzelerin kokusu gelirdi evin içine. ‘Erik çıkmış duydun mu?’ diye konuşmalar olurdu evde. Jargon buydu yani. Ama ben bunu şimdi oğlum Ali’ye anlatsam, ‘Bizim zamanımızda kışın şunlar yoktu,’ diye, öyle bakar bana, şaşırır. Oyuncu Demet Akbağ’ın mutfağına, daha doğrusu mutfaklarına girdiğimizde, yemek kültürünün çok önemli olduğu bir ailenin evinde olduğumuzu hemen anlıyoruz. Mutfakları derken şaka yapmıyoruz çünkü Akbağ’ın eşi Zafer Çika için yemek mevzuu o kadar önemli ki, kendi pişereceği yemekler için daha iyi bir ocağın olduğu ayrı bir mutfak oluşturmuş evlerini yaptırırken. Demet Akbağ’ın mutfak merakı ise babaannesinden geliyor. Çocukluk yıllarında babaannesiyle aynı evde büyüyen ve şimdilerde Bizim Mutfak’ın yüzü olarak karşımıza çıkan Akbağ, bize babaannesini, onun yemeklerini ve anılarını anlattı. Reklamlarda kullandığı ‘tetematıyla’ sözü de meğer babaannesinden kalmaymış…

KAYNAK: MELİS D. ÇALAPKULU-SABAH






17 yaşımda, beş buçuk saatte su böreği yaptım Kategoriler: Annelik 17 yaşımda, beş buçuk saatte su böreği yaptım  Etiketler: , ,

Cilt Bakımı | Cilt Maskeleri | Bitkisel Cilt Maskeleri ve Kürleri RSS 2.0 feed beslemesinden takip edebilirsiniz.
Yorum Yap

XHTML: Kullanılabilir kodlar : <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Home